Çilingir Sofrası Ne Demek

Ertuğrul Özkök, Pazar yazısını okuduğu kitaptaki bilgileri okurlarına aktarmak suretiyle bedavaya getirmiş.




Kitaptan öğrendiklerini anlattıktan sonra bir de "Yiyecek İçecek Sözlüğü" yazıvermiş. Fakat bu sözlüğü de kitaba dayanarak mı yazmış, kafasından mı yazmış, orası belli değil.



Her halükarda, bilgi hatası yapmış olduğu için ilgi alanımıza giriyor.



İşte o sözlük:


Yazarımızın anlattığı hikaye yaygın bir 'halk etimolojisi' hikayesidir. Bu konudaki bir diğer rivayet ise çeşnigir sofrası ifadesinin zamanla çilingir sofrası haline geldiği şeklindedir, ki bu da hem ikna edicilikten uzak hem de dönüşüm bakımından mesnetsizdir.

Kelimelerin Soyağacı adlı eserde de belirtildiği üzere bugün anahtar ustası anlamında kullandığımız çilingir Farsça "demir aksamı ustası" anlamındaki çelangar (چيلانگار)kelimesinden geliyor.

Çilingir sofrası derkenki çilingir ise ayrı bir kökene sahiptir. Kelimelerin Soyağacı'nda da belirttiği üzere bu ifadeye ayrı bir sözlük maddesi şeklinde ilk olarak Ahmet Vefik Paşa eseri Lehçe-i Osmanî'de rastlıyoruz.


Bu kelimenin kökeni ise Farsçada "şölen veren" anlamına gelen, Moğolca-Farsça kırması şelan+gar ( شيلانگار ) kelimesidir.

Şölen verildiğinde kurulan sofra kuşkusuz övülmeye değer bir sofradır. İşte çilingir sofrası da hanların, beylerin verdiği yemeklerin büyüklüğündeki sofra demektir.

İstanbul'da Kaç Trafik Polisi Var

Can Ataklı yazısında İstanbul'un bitmek bilmeyen trafik problemini ele almış.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ndeki yol bakım çalışmaları için bazı şeritlerin trafiğe kapanmasına kendince çözümler üretmiş.

"Sahipsiz İstanbul'da trafiği çözmek zor değil" başlıklı yazısında meseleye çözümler üretirken sorunun temeline inmeye çalışmış: İstanbul'daki trafik polisi sayısını sorgulamış.

Gerisini yazarın kendisinden okuyalım:


2012 yılında Türkiye'nin ulusal gazetelerinden birinde yazan, İstanbul'un trafik sorununu çözecek olan köşe yazarımız nasıl bir arama yaptı da söz konusu rakamı bulamadı bilemiyoruz ama biz (reklam yapmak gibi olmasın) Google'da "İstanbul" ve "trafik polisi var" anahtar kelimelerini kullanıp 2006'dan 2010'a kadarki rakamlara kolaylıkla ulaştık.

Eldeki en güncel veri İstanbul'un trafikten sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Oktay Bulduk'un verdiği rakamlar: İstanbul'da toplam 33 bin polis görev yapıyor ve bunların 2700'ü trafikte görevli.

Yazarımız trafik polisi sayısının yetersiz olduğunu da ileri sürmüş.

İstanbul'daki trafik polisi sayısının yeterliliği konusunda da elimizde veri mevcut: Prof. Dr. Haluk Gerçek'in verdiği rakamlara göre 2006 yılında İstanbul'daki 2 bin trafik polisi görev yapmaktayken Londra'da 800 trafik polisi, New York'da ise 1000 trafik polisi görev yapmaktadır.

Bir başka deyişle, her biri İstanbul'dan çok daha fazla taşıta sahip olan Londra'ya 800 trafik polisi, New York'a 1000 trafik polisi yetmekteyken İstanbul'a 2 bin trafik polisi yetmemektedir. Çünkü mesele polis sayısının yetersizliği değil altyapı meselesidir. Bkz. İstanbul'un Ulaşım Sorunu Konulu Söyleşi

Ha 21 Milyon Dolar Ha 269 Milyon Dolar

Ahmet Hakan Cuma günkü yazısında Türkiye'nin, daha doğrusu polis teşkilatının biber gazı ithalatını konu almış ve "kendi gazımızı neden kendimiz yapmıyoruz?" diye sormuş.

Kendisi 12 Mayıs günü polisle çatışan holiganlar yüzünden biber gazına maruz kaldığı için "Madem tüketen biziz üreten de biz olmalıyız!" diye düşünmüş olmalı.

Şaka bir yana, Allah hiç kimseyi biber gazına maruz bırakmasın, hiçbir polise de biber gazı kullandırmasın.

Konumuza dönersek, Ahmet Hakan meramını her zamanki gibi 1-, 2-, 3- diye maddeleyerek değil direkt çizelge çıkararak anlatmış:


Evet yukarıdaki rakamlarda bir gariplik var. Yıllık ithalat 1-2 milyon Dolar civarında seyrettiği halde 12 yıllık ithalatın 269 milyon Dolar olduğunu iddia etmiş.

Başka kaynaklardan kontrol ettiğimizde doğru rakamı bulmamız zor olmuyor: 21 milyon 269 bin Dolar. Bkz. Milliyet'in konu hakkındaki haberi.

Aradan 2 gün geçmiş ve 248 milyon Dolarlık bu ufak hata düzeltilmemiş.

Zaten Ahmet Hakan da son yazısında "Kaçtım ben" diyerek kaçmış. Demektir ki iş başa düştü; hadi düzeltme de bizden hediye olsun.


Çetin Altan'ın Üçlemesi

Çetin Altan'ın köşesi yıllardır aynıdır.

Aklına gelenleri düzenli düzensiz, bağlantılı bağlantısız yazar.

Arada bir bir bilgi verir, bir alıntı yapar.

İşte o zaman da bize iş çıkar çünkü genelde o bilgi yanlış, alıntı hatalıdır.

Gelelim Çetin Altan'ın üçlemesine.

Yazarımızın Cumartesi günkü yazısından:


Plan, kroki bir yana dursun, Haliç üzerine yapılan ilk köprünün Iustinianus döneminde yani Leonardo Da Vinci'den 9 asır önce yapılan 12 kemerli bir taş köprü olduğu bilinmektedir.

Yazımıza devam edelim:

Damat Ferit Paşa ömrü boyunca toplam iki kez vezir-i azam olmuştur.

Gelelim Çetin Altan'ın modifiye ettiği Nazım Hikmet şiirine:

Şiirin aslı ise şöyle:

Gece gelen telgraf
Dört heceden ibaretti:
"Vefat etti."
.....(arada 41 dize var)
Düşmanlar kına yaksın
Dostlar girsin saflara.
Sen gözyaşı göstermeden ağlıyacaksın
Gece gelen telgraflara...

CHP Kurultayları

Hasan Celal Güzel son yazısında CHP'deki kurultayları ele almış.

CHP'nin ilk yıllarına kıyasla çok daha sıkça kurultaya gidildiğine dayanarak CHP üzerinde bazı analizler yapmış.

Yazarımızın argümanının özü sağlam. Hesabı yaparken atladığı bir husus var fakat neyse ki bu husus yazısının doğruluğunu gidermiyor hatta tam aksine argümanını kuvvetlendiriyor.

Bakalım yazarımız nasıl bir mukayese yapmış:


Sayın Güzel'in belirttiği üzere CHP'nin son döneminde bir yoğunlaşma var ama yazarın hesaba katmadığı bir olgu var: CHP 1980-1992 yılları arasında kapalıydı. Yani o yıllarda CHP yoktu. Dolayısıyla yazarın son 32 yıla izafe ettiği rakam aslında salt son 20 yıla aittir. CHP kurultayları da sayın Güzel'in kaba hesapla yuvarladığı gibi yılda 2 kere değil daha da sık, her yıl ortalama 2,5 defa gerçekleşmiştir çünkü 19 yıl içinde 49 kurultay yapılmıştır.

Yazarımızın yazısının devamında da göze çarpan bir maddi hata var:


1923'ten 1965'e kadar geçen yıl sayısını göstererek kimsenin zekasına hakaret etmeyelim ve bu kısmı kısa geçelim. Muhtemelen yazarımızın daktiloda/klavyede eli kaymış.

Ahmet Hakan Nereye Kadar

Ahmet Hakan'ı bilen herkes onu tiye almak için sıkça kullanılan kelimeleri de bilir.

Daha da ilginci Ahmet Hakan'ın da bu kelimeleri bazen kendi hakkında bizzat kullanmasıdır.

 Bir döneğin takım tutma macerası başlıklı yazısı da bunlardan biri.

Söz konusu yazısından bir alıntı yapalım:


Ahmet Hakan'ın köşesinden verdiği kaç sözden dönmüş olduğunu daha önce defalarca bu köşeden teşhir etmiştik.


Bu yazısında da "Pazara kadar değil mezara kadar Trabzonsporlu olduğunu" yazmış. Bakalım bu sözünü ne kadar tutabilmiş.

Kendisi köşemize son konuk olduğunda Ertuğrul Özkök (Bkz. Biber Gazı Kardeşliği) ile birlikte Fenerbahçe-Galatasaray maçı hakkında Fenerbahçe tribünlerinden izlenimlerini aktarmıştı. O maçtaki taraftarların tutumu aleyhine koyu Fenerbahçe köşe yazarı Ertuğrul Özkök de Ahmet Hakan da tek kelime yazmamıştı. Başka konularda tanıklıkları birbirini tutmadığı için köşemize konuk olmuşlardı.

Söz konusu köşemenimizin dün de bir yazı yazmış.

Bir Trabzonspor(!) taraftarı olarak Aziz Yıldırım ve şike soruşturması hakkındaki görüşleri şöyle imiş:


Bir köşemen, hele Ertuğrul Özkök'le dirsek temasında yaşayan bir köşemenin Aziz Yıldırım hayranı olması normaldir, hakkıdır da. Normalde bunda hayret edecek bir şey olmaz.

Bir köşemenin 2010-2011 sezonunda dönen dolaplar üzerine başlayan şike soruşturma-yargılama sürecini "birilerinin Fenerbahçe gibi muazzam yapıyı kıvırıp atma denemesi" sayması da vaka-yı adiyeden sayılır.

Yılların NATO müteahhidi, para babası, işadamı Aziz Yıldırım'a bir protest ideoloji izafe etmek, onu bir anda dava adamı haline getirmek de bugünlerde pek çok köşe yazarının çok işine gelen bir yol. Onu da geçelim.

Fethullah Gülen cemaatinin yüzüne karşı sempatiyle selamlar çakıp sosyal ve basılı medyanın satır aralarında örtülü yollardan Aziz Yıldırım'ı Türkiye'yi cemaatten koruyan kahraman ilan etmek de artık sıradanlaşan bir duruş.

İmam hatip mezunu olduğu halde taraftarlığı bir "din" haline getiren holiganlığa övgüler düzmesi bile çok beklenmedik bir davranış değil.

Hatta ve hatta başkanının şike ve teşvik suçları mahkeme kararıyla tescil edildiği halde kulübünü o başkandan ayırmak yerine o başkanla özdeşleştirmekte ısrar eden taraftara epik satırlar düzmesi de Ahmet Hakan'dan beklenmeyecek bir davranış değil.

Fakat tüm bunları bir Trabzonsporlu olarak yaptığını söylerse işte o zaman ilk başta alıntıladığım yazısının başlığının hakkını vermiş olur.

Trabzonspor'un argümanı bir yıldır bellidir: 2010-2011 sezonunda Trabzonspor'un şampiyonluğu haksız bir biçimde elinden alınmıştır. Bu ünvanı, kupayı ve para ödülünü de ünvanı da vermemek için bir yıldır elinden geleni yapan bir kulübün iddiaları Trabzonspor tarafından asla kabul edilmemiş, komplo teorilerine ve vatan-millet Sakarya edebiyatına gülünüp geçilmiştir. Söz konusu mahkeme Trabzonspor'u akladığı için futbol takımı bu sene bordo-mavi yerine bordo-beyaz forma giyecektir. Trabzonspor'un söz konusu sürece bakışı budur. Trabzonspor'un bakışının ve duruşunun bu şekilde olduğunu bir Fenerbahçeli hatta Aziz Yıldırım'ın kendisi dahi inkar etmez.

Fakat Ahmet Hakan bir yerde tuttuğu takımı değiştirdiğini yazmayı unutmadıysa, hangi takımı tuttuğunu unutmuş olmalı.

Takım değiştirmeye de itirazımız yok. Tıpkı Beşiktaşlı iken Trabzonsporlu olduğu gibi Trabzonsporlu iken Fenerbahçe taraftarı da olabilir. Fakat bunu inkar etmesin yeter.

Son bir yıldır internet sözlüklerinde ve forumlarda "Galatasaraylıyım ama...", "Anadan doğma Trabzonsporluyum ama..." sözleriyle başlayıp yıkama yağlama yapan çok kişinin foyası meydana çıktı. Bu kadar ucuz oyunlar kimseye yakışmaz.

Aziz Yıldırım 2 Temmuz 2012 Pazartesi günü tahliye oldu ve Ahmet Hakan'ın renkleri de belli oldu. Ahmet Hakan'ın Trabzonsporluluğu mezara kadar değil, Pazartesiye kadar bile değil tam anlamıyla Pazara kadarmış. Bunu da görmüş olduk. Lütfen yazarlık kariyerine devam ederken Trabzonsporlu olduğunu iddia etmesin ki kendisini burada tekrar ağırlamak zorunda kalmayalım ve Türkiye'nin çeşitli yerlerinde yerli yersiz kulağı çınlatılmasın.

Trabzon yöresinden bir atasözüyle yazımızı sonlandıralım: "Kedinin osuruğu samanlığa kadar"

Rodney King Olayı

Emre Aköz yazısında, polislerin yol verme kavgasından çıkan tartışmayla vatandaşa uyguladıkları şiddete değinmiş.

Polis şiddetinin ne kadar tehlikeli olduğunu, toplumda ne tür tepkiler yaratacağını anlatmış.

Bu konu bağlamında Amerika'dan da 20 yıllık bir örnek vermiş.

Örneğimize bakalım:


Tarih ve isim doğru. Gerçekten de o tarihte Los Angeles polisinin öyle bir vukuatı olmuştu.

Fakat Emre Aköz ufak bir ayrıntıyı atlamış. Halkın isyan etmesi, camı çerçeveyi indirmesi söz konusu linç görüntülerinin basına sızmasından sonra olmadı.

Los Angeles'ta mahkeme söz konusu eylemi gerçekleştiren polisleri suçsuz buldu. Bkz. beraat kararı hakkındaki New York Times Haberi. İsyan da beraat kararından sonra çıktı. Bkz. ayaklanma hakkındaki New York Times haberi

Bu vesileyle biz de Emre Aköz'ün eksik bıraktığı mesajı tamamlayalım.

Dileriz söz konusu üzücü olay için söz konusu şahıslar hakkında gereği adil olarak yapılır, konu örtbas edilmez. Her suçlunun cezasını çekmesi önemlidir ama halkın polise duyduğu güveni sarsmak, devlet için en tehlikelisidir.
© Köşemenler 2012 | Blogger Template by Enny Law - Ngetik Dot Com - Nulis